hakim bey...
ne gereği varki bu kadar vefasız adam hayatımızın bu kadar içine girmişken...dörtte dört gidiyorsun alkan,yani dört dörtlük kazık yiyensin,buna eyvallah...
eğlencenin tekelini alkole bırakmayalım burayı anladım,güzel tespitte,bu konunun sayınuğurlunun eline geçmesi de feci sonuçlar doğuruyor be hocam...ama kuşku söylediyse doğrudur dostum,hiç alınmam,evet o insan şerefsizse,ben de en piç ikinci adam olarak onun baş altıyım...türkiyede piskopat eksik olmaz,ikinci adam sıkıntısı çekilmez.iskender abi ye selamlar.ama galiba heralde biz disko kralı yerine çırağana gittiğimiz için açtırdık sonraları o rakı şişesini...kristallenmiş yeni rakı güzel olmuyor,tecrübeyle sabit!hele bir de peynirsiz...
sayın erden!hukuktan anlamıyoruz ve bunu biliyoruz,ama bize uygulanan mahkumiyet kararlarını da sonuna kadar kınıyoruz.amerikan konsolosluğunu champion sa üzerinden tarif edemiyoruz,bu da acı bir gerçek bunu da biliyoruz,ve bildiğimiz şeylerden bir tanesi de şampiyon kokoreç ve istanbulda meyhaneler üzerinden yol tarif etmek,daha neler neler,karaokeler,nargileciler,midyeciler...ha bu söylenmeden geçilmez,sıraselviler de taksi nereye yanaşmalı onu da iyi biliriz evellallah...
elimiz mahkum...ah sesimizi çıkaramadığımız için siz şu vefasızlara,yenilirken hep nağmalup yerlerimizden...affetmek ve unutmak lügatımızda ilk sırayı alırken...elimiz mahkum,o cevapları ararken,paranoyaya bağlanırken...alan kodumuz her ne hikmetse hep ikiyüzonaltıyken...elimiz mahkum,iki dilim fazladan ekmeği rica ederken,seviyorum deyişinin hayalini kurarken...bir de gözlerin renkli olsaydı,beni de sorsaydın derken...harcarnırken kendi kendimize her halimizle...
ben mavi-beyaz giyinmeyi severim,nazar boncuğun olayım...
we should do this again...
her neyse...
niye kimse sol şeridi kullanmıyor,ben zamanı ileri sarıyorum diye siz mi yavaşladınız?bunca yıldır ne ben yağmuru ne de o beni sevebildi derken meğer ne doğru söylüyormuşum,bir kez daha anladım.yine çamurlu ve ıslak,yırtık paçalarım...yağmurdan çok yanımdan geçen arabalarla ıslanıyorum,kaderin bir fiskesi de siz mi oluyorsunuz be!?her neyse...
herşey güzel de,yalnız kaldığımda kendime cevapsız sorular sormayı ne çok seviyormuşum ben. noldu anı yaşa felsefesine?niye tekrar doğruları yapmaya çalışıyorum ki?işte en güzel örneği,yine sorular sorup duruyorum.oysa ben hep istemişimdir ki,asrın hatalarını yapayım,tarihe öyle geçeyim...yoksa ben iki kadehle kendimden geçecek adammıydım!?her neyse...
yıllar sonra beni anarsan...yok kürdili hicazkardan girmeyecektim yeni paragrafa.yıllar sonra ilk kez dinliyorum şu şarkıyı.sigaram bile değişti.ben şimdiden seni yollara yazdım.helal olsun kaderin cilvesine...ağır abi mi dersin,bir nefes çekimlik parlayan o ışıltı mı...her neyse alıp götürdü benliğimi uzaklara,her neyse...sen de bir şiirsin artık,her kimse...
gerisi yalan...
öncelikle msnlerini,oley bu sabah yağmur var,bembeyaz,büyüleyici,istanbulda kar var,lodos esecek,yağıyor yağıyor,stratuslar geliyor, vs. vs. gibi iletililerle süsleyen,hem coğrafya bilgilerimizi tazeleyen ve hava durumunu takip etmemize gerek bırakmayan,hem metalurji okuyorum dediğimizde aa öyle mi erzincanda bugün hava nasıl birader diyen insanlarımıza,bu yanlış anlaşılmayı sonuna kadar aşılayan değerli meslektaşlarıma sonsuz teşekkürlerimi sunmak istiyorum...etilerde kar var,gerisi yalan...
ha bir de cv hazırlamak zor iş,gerisi yalan...katıldığım seminer ve kurslara ne yazsam bulamıyorum bir türlü,mor salkımda rakı nasıl içilir,sardunyada karafakiden rakı bardağa nasıl yağ gibi dökülür gibi dersleri verdiğimi,sevdiğim kitaplar kısmına da çilingir larousse yazmak istemiyorum.yenik başlamayalım olaya her zamanki gibi...gerisi yalan(!)
ben dünkü ben değil miyim neyim.nereye koşup yoruluyorum,ilacımı bulamazsam,ve değişiyorsam herşey külliyen yalan...yalancıdır hep aynalar,gir kalbime gör kendini...
buralarda birşeyler eksik,gerisi yalan!
eski-yeni şeyler...
yenilerin masallarını,
feridun düzağaçlarda aramak,
hiç mi hiç açmıyor adamı...
um a ithafen...
ps:hamiyet yüceses'in seslendirdiği doymadım sana adlı şarkıyı buraya koysaydım sanırım daha yerinde olurdu...
biri bana gül alsın...
ne gurbetmiş be kardeşim.sen de haklısın komutanım.ben böyle düşünürken sebahattin abi aklıma geliyor...şimdi kim bilir o kaç parçaya bölünmüştür.keşke çanakkale on sekiz martta okusaydım,japonca öğrenir,kervan otelde anzaklıları misafir eder,akşamları da mor salkımda,handa ya da lodosta takılır,yata yata bitirirdim üniversiteyi...amaan sende.yine başladım keşkelere.eskidendi o!ona bakarsan şimdi harp akademisinde olmam lazımdı.ah annem yaktın beni...
biraz muhayyer-kürdi,saymadım kaç yıl oldu,sen ellerin olalı...
bilmem yüzün güldü mü ayrıldık ayrılalı
saint valentine's day yaklaşmış...lanet olsun hala plan yapamadım.ne kadar meşgul adamım.iş yerindeki çiğdem hanıma falan bir yemek teklif etsem mi acaba?papermoon falan şöyle oohh.heralde son günlerde gördüğüm tek bayan o olmuştur,gerçi o da çok gözümden düştü be abi,ya eminim ispanyolca dahi bilmiyordur,benim öyle kızla ne işim olur!benden selamlar olsun tüm renkli gözlülere...
çünkü hayat henüz gülmedi yüzüme...
büyük değişim...
ara vermenin zamanı geldi diye düşünüyorum,
yok sadece düşünmüyorum,
uygulamaya da koyuyorum,
aha buraya yazdım:
sosyal içicilik sınırlarını alt üst edip,
durduk yere dertlenmeye falan...
beni dertlendiren şeylere mesela,
yalnız hissedip,bu blokta saçmalamaya...
belki özlenirim biraz,hem burda,
hem sürekli gittiğim
ancak artık gitmeye ara verdiğim mekanlarda...
inş sıra gelir bi gün sigaraya da...
kalender...
uşşak oyun havası
complicated...
hey pal you know what,as usual the time is going on,and plus its midnight
you're dead,and i bury you into my heart...bullshit
i need a drink dude!please give me the usual!
hey sapo!crees en al amor a primera vista?
don't you care about me anymore?
i don't think so!
and my last sentence is to you bastard! :some motherfuckers like you are always trying to ice-skate uphill!!!
oldies vol 2...
ben ona iyi davranmaya çalışırken,
o ise saçlarımdaki beyazları
ortaya çıkarmaya çalışırmışçasına
alay ederken benimle,
zamanlı zamansız
tütünümü sararken çarşaf gibi kağıda,
dumanlı dumansız
yakarken dertlerimi,
sonra birkaç melodi ve biraz
beyaz-mavi bulut dudaklarımın arasından,
terkedemezken ben,
tevfik babanın
otuzbeş yıllık mesai arkadaşını
bir kalemde silip
mazide bıraktığı gibi,
birileri yokken bugünün akşamında;
kadehini kaldırırken beni anan,
ya da gönülden bağlı kalan,
bir kalpte iki can taşıyan...
şenay şenses-görmedim ömrümün asude geçen bir demini
ps:güzel bir başlık bulabilen olursa haber versin...
oldies...
üstüne cilası bira...
sonra da biraz midye...
gel de şu şarkıları dinleme...
hamiyet yüceses-doymadım sana...
poésie passion des poèmes d'amour
avec mon amour dans mes mains..
je dis "je me suis reveillée" mais comprend-le,
il s'agit juste d'un verre de vin...
ordan burdan...

o zamanlar millet denize bile giriyor orda...poyraz eserse denize akan kirli suyun üst tarafında,lodos eserse bu su denizde heryere dağılırdı ondan girmezlerdi..e tabii şimdi girmeye kalksan antibiyotik yetiştiremezler..yeni istanbul ve yeni istanbulun omuzlarımıza bindirdiği yükler gitse de şu güzelim eski istanbul geri gelse...yeni istanbulda bir vücuda iki baş gerekiyor...
birde taştan bir yürek...
voltalardayken
lodosun gözü yaşlıdır derler ama istanul ben gelince ağlamaya başlar...
bu kurak odamda bir damla su,bir bardak çay için nelerimi vermezdim...gerçi vericek çok bişeyim yok ama olsun.karnım da aç ama ne dışarı çıkıp bişeyler yemek ne de sipariş vermek istiyorum.keşke dün geceki pizzadan bir dilim bu geceye bıraksaydım.açlık ihtiyacımı zamanında üçyüz altmış tanesini 2.4 dolara aldığım sakızlardan karşılıyorum...şekeri bittikçe atıyorum,yeni bir tane açıyorum...radyo birzamanlara da uğramadım uzun süredir..istanbul rüyası nasıldır şimdi bilmem...ya minik yada neron...yada sanat öğretmenim...
atamıyorum bu sonsuz yorgunluğu üzerimden...yenikapı da müşteri bekleyen taksici abilerimiz aklıma geliyor zira,yada kabataştakiler...onlarla pazarlık yapmak kadar kolay değilki bu işler.
paketim bitmek üzere sanıp ikinci bir paketi almayı ve aykırı sayıda sigara içmeyi sevmiyorum.marjinal fayda git gide azalıyor bir kere.cey cey ekonomi...birde kendimi nejat alp gibi hissediyorum sesimin bu tonu yüzünden...ama ben tabi içip içip söyleyemiyorum,o ayrı konu...içip içip yıkılırım heralde,neyse...
veli efendiye gidip,atların önümden koşup geçmesini anlamsız bulup,sonraki ayaklara bahis oynayıp,yarış sonucunu beklemeden erkenden ayrılmalıyım ben de belki ...bunu kim söylemişti bir türlü hatırlamıyorum...
ama şunları çok iyi hatırlıyorum:
"tired with all these,for restful death i cry,
as,to be hold desert a beggar born,and needy nothing trimm'd in jollity"
shakespeare sone 66
siente mi amor...
Que vendra con el viento, que vendra con el sol.
En los ojos de Dios, lejos de ti.
Me veras en suenos, sentiras mi besos.
metalurjide terimler vol3 deformasyon sertleşmesi
"now you can find me in the club
you know where we fuckin be"
biraz daha hicaz...
dügahta hicaz dörtlüsü, nevada rast beşlisi,
şimdi bu soğuk kış gecesinde,
camlarda buğu sıcak nefesim.
uzaklaşırken bu sahilden, kalbimde damıttığım
artan acıyı daha da çok hissediyorum
armonik re minör
vedaları bir türlü sevemedim, huzura intizaren
nolur biraz daha hicaz...
açılırken bu koca boğazdan avrupanın sahillerine
kolay değil duygularımı dizginlemek
keman ve klarnetin sekizinci makamı
kolayca sürüklediği kadar
ve o an beni bekleyen sisli havadan
gelir hüzzamdan da etkili bir cevap
onlar camlarımdan süzülen
son deminde beni yakalayan bu yağmurun damlaları
nolur biraz daha hicaz...
metalurjide terimler vol2 dağılım mukavemetlenmesi...
istanbulun bütün radyo frekanslarını dolaşıyorum bir bir...hiçbiri açmıyor nedense...
zamanında midesinden çok çekmiş biri olarak,kahveyle mideme işkence etmekte canım istemiyor bu gece,ya aslında ben öyle sorunluyum mutluyum tarzında biri değilim ama neden böyle yazdım bu cümleyi bilmiyorum...yaşam enerjimi aldı birşeyler!dışarıda çok az yağmur var ama bunca zamandır ne ben yağmuru,ne de o beni sevebildi*yağmurda yürümek istemiyorum.belki inanması güç,böyle durumlarda sadece rahat uyumak için bile iki kadeh atardım,onu da istemiyorum ...
nasıl eriyik metaller içine ultra ince taneler disperse edilip,yüksek mukavemetlenme elde ediliyorsa,
bende küçük mutluluklar bekliyorum biryerlerden daha iyi hissetmek için,yada en azından onlara sahipsem bile görmemi sağlıycak bişeyler,birileri falan...
antonio banderas filmlerinin soundtracklerini andıran melodiler çınlamaya başlıyor kulaklarımda,nerden esti bu rüzgar...ışıklar kapalı,sadece her dakikada bir çekimlik turuncu birşeyler parıldıyor.kan çanağı gözlerimi kırptığımda mı oluşuyor bu zayıf korkak ışık huzmesi...
hayatın anlamı ateşböceğinin parıldamasımı...
artık ne o bir çekimlik turuncu ışık,ne de kulaklarımda çınlayan melodi var.bir gece daha beni yeniyor,ve son sigaramı söndürüp yeni aleme doğru ilk adımlarımı atıyorum ve savrulan son duman bulutuna kapılıp gidiyorum...
2008/2009 güz dönemine ithafen 2
metalurjide terimler vol1 kopma noktası...
tungsten ile mi kaynakladınız beni her yer yanıyor!!!
hepiniz komplekslisiniz
hepiniz üşütüksünüz
ulan hepiniz mi üç kağıtçısınız
polyanna gibi kalpazan birer kahramansınız
sizi tanımak
beşiktaş taraftarı olup,
inönüden her maç mağlup ayrılmak gibi birşey,
nerden bulaştıysam...
ulan bu hayatı insanları adam yerine koyanın ben....neyse...
niye neyse?
kaç kişi kaldı ki sevgiden,sitemden anlayan?
kaç yılım kaldıki arkada gözünden yaş akmayan?
ne fayda...
he bu arada istanbul!gidicem buralardan diye
ne güzelim ağaçlarının yapraklarını dök
ne de karlar altında kalıp okulları tatil et,küçük çocuklara yazık
ezberci eğitimden geri kalmasınlar...
üzgünmüş gibi görünme
hele bayram havalarını hiç estirme
seninle dönüşte hesaplaşıcam!
ve dönüşüm muhteşem olacak!
2008/2009 güz dönemine ithafen 1
senmisin gelen...
hep aynı masada otururken ve ismimi üstüne kazırken
bardaktaki içkimi bitirip,sakiye "tazele" derken
son akşamında benim için üzülme derken
hey!efkar senmisin bu gelen...
penceremin kenarında resimleri yakarken,eşyasız odamda
dayanamayıp ellerimle söndürdüğüm
o fotoğraflar hala burdayken,isleri ellerime bulaşırken
ve tabii kırık kırık gülümserken
hey!efkar senmisin bu gelen...
yine bir gece beni benden alırken
ve bu zaman yığınının son anına sürüklenirken
nasıl düzelecek bu işler sebahattin abi derken
hey!efkar senmisin bu gelen
müzeyyen abla radyoda söylerken
gülüzar abla da açık mavi örtüleri sererken
en sevdiğim yemekleri bile istemezken
son çayımı içerken,balkonda buğday verdiğim kuşlarla
habersiz,ceketimi alıp giderken
hey!efkar senmisin bu gelen
ikinci baharda,taş plakta yada mor salkımda
telefon çalarken ama ben kendi kendimle konuşurken
daldığım bu uykudan uyanamıyorken
ölümcül mirasım bir an olsun yanımdan ayrılmazken
dumanı dağılsın diye camı aralarken
ve şimdi sigaramı söndürürken
söyle efkar senmisin bu gelen...
bir karanlık gece daha geçmekte...
annemin kekleri...huzuru yakalamak...
en sevdiğim ve en iyi bildiğim altı şarkıyla
üç kadeh içmemin,
bir yıldır mektup yazmadığım
evet! vefasızlık ettiğim
mektup arkadaşımı arayıp görüşmemin,
ve sonradan anladığım kadarıyla
artık onu sadece piyanosunun notalarında
duyabilecek olmamın,
boş kalmış çerçevelerime ve dolabımın kapaklarına
koyacak bir resmimin veya birilerinin resminin olmamasının,
yılbaşı programı olarak
hangi finale çalışmam gerektiğinin
hesabını yapmamın,
beni hiç mi hiç içlendirmediği
ve yazmam için birşeyler teşkil etmediği şu günlerde;
huzuru;
arka fonda klarnet dahilinde,
-sol notasının üç yarım perde üstündeki aralıkta çalsa dahi-
bir bardak sallama çay ile
ülkerin yaptığı üzümlü kekleri
anneminkilermiş gibi hayal edip yediğim,
ve arkasından tekelde uzunu kalmadığı için
bugünlük kısasıyla idare edip
sigaramla seviştiğim
bu dakikalarda buluyorum.
beni bilenler bilir,
evet yüzümde de o kırık gülümseme...
bu mülayim halimi seviyorum...
eskidendi o!
lisede efendi görüntümün altında,yaşadığım yerin en piç adamının baş altı rolünü üstlediğim yıllarda olduğu gibi çok şey kazanmıyorum gibi geliyor hayattan.en azından istanbulda öyle... mesela karlı bir havada,romantizmin doruğunda bir güzelle yürürken arabanın birinin yanıma yanaşıp kızı alıp uzaklaşmasıyla ister istemez bir kaybediş havasına bürünüyor ruhum...kırmızı bmw.two doors.otuz dört/trabzonspor/altıikisekiz...
ulan istanbul sen mi büyüksün ben mi!
neyse ya,ben anca çırağan meyhanesinden duyururum sesimi...
ama keşke bu işler daha bedava olsaydı...eskidendi o!
sebebim...
geçerim kendimden,anılarımın alnıma vuran ateşinden...
her zamankinden çocuğum,küçücüğüm yirmili yaşlarımdan,
hepsinden farklı bir makam akar,gözümden düşen yaşlarımdan...
yanar ruhum,yanar bedenim,ateşe döner beyaz gömleğim;
nedamet hisler sarar,kaçar gider bedenimden benliğim...
yıkarım masayı,yakarım ceketimi ve gemilerimi,gönlüm viran...
N.E. ye ithafen...
büyük özlem...
veya tesellideki adamın hep aynı espriyi yapmasını,
büfeci engin abiyle poker oynamayı...
geceleyin arabayla turlarken amaçsız;
gidilecek ilk yerlerden birinin eski okulum olmasını...
kocabaş ı geçerken rüzgardan donmayı,
hele birde yağmur yağıyorsa...
kimilerince şuayip,kimilerince marangozhane;
dünyanın sekizinci harikası yapma uğraşımızı...
balkonda sisli havaya karşı içmeyi selim hocayla beraber...
özlere ne zaman girsem meze almaya;
nuri ve semih hocayı orda görmeyi...
tesisler,bi'yer ve gençlik arasında gelip gitmeyi,
aşk,sevgi,sex yollarında sürtmeyi,
çekmecelerin ordaki parkta votkayı shotlamayı,
terzialan göletine yalnızca bi sigara içmeye,
hacılara mangal yapmaya gitmeyi,
sonrada deniz gezmiş gibi poz verip fotoğraf çektirmeyi,
enayinin birine kahvede hesabı bırakmayı...
geceleri şehir kulübünde livaneliyi,
naimin yerinde klarnetçi yaşar abiyi,
babamla eve dönerken de altın nağmeleri dinlemeyi...
eve gittiğim ilk gecede oturup annemle sabahlamayı,
maziden kalma anıların olduğu kutuları bir kez daha karıştırmayı;
mektuplara,resimlere,hediyelere,eski karnelere,defterlere
bir daha ve bir daha bakmayı...
sonrada sigaramın külünü silkmeyi unutmayı,
annemin yaktın yine heryeri demesini,
ben yanmışım gömleğim de yansa nolur cevabını vermeyi...
bilmem ben ne haldeyim...
matlaşıp ayın rengi gibi,giden...
pantolonum ve çamurlu,yırtık paçalarım
ve nasıl donmasın sağ yanım,
elimdeyken soğuk kutularım...
ve nasıl yanmasın sol yanım,
yokken derdimden anlayanım...
ve nasıl,ve nasıl,ve nasıl...
velhasıl yine en bel altından vuruldum
dengesizliğe esir tutuldum,kendimi fsmnin karşısında buldum...
adam olup sessizleşen ve yanıma ilişen rüzgar,
uzaktan gelip geçen farları saydım...
sayısız iki saatimi geçirdim...
bira kutularından ev yaptım
bacası yerinede ikibinimi kondurdum
beyaz fon siyah duman,
boş hayaller kurdum,
ağaçlar vardı tabii bahçemde,yapraksız...
...
hatıraların koruyucusu...
bir bayram tatilinden sonra,yine aynı yerde ve haldeyim...odama ilk girdiğimde ruhumu okşayan oda parfümü ve yumoş kokusunun yerini yavaş yavaş sigaramın dumanı alıyor...
daha fazla kırışıyor gömleğim ve artıyor topladığım saç telleri yastığımın üzerinden...balık sırtı montum daha ağır geliyor askısına artık...
sabahın yedi buçuğundan beri daha bir kasvetli oldu odam!
...saatler ilerledikçe artıyor efkarım,sen de ne vefasızmışsın be geçen zaman!
burda ne gece,ne de gündüz oluyor!gökyüzü hep kızıl,mavi,yeşil arasında gidip geliyor...
bazende altı ay gündüz altı ay gece...sanırım yine uç noktalardayım,hayatımın her anında,yaşadığım her olayda olduğu gibi...
isyan edesim var,ama gücüm yok!
gidesim var,ama yerim yok!
gereğinden fazla acı verir oldun istanbul...ama sana da kızmıyorum,karşıma çıkardığın güzelliklerin hatrına...
...et je reste la fantome de ton ombre le seul gardien de ton souvenir...
ve tabiiki şimdi sensiz
ve tabiiki şimdi ben,bensiz...
hadi bi gidip gelelim...
hesaplar benden...
karaköy iskelesi battı,gönlüm sular altında...

cevap:çalışıyor tabi niye çalışmasın(!)...derken minübüsün önüne rüzgarın söküp attığı bi ağaç fırlıyor!!!...daha sonra konu batan karaköy iskelesine geliyor.-karaköy iskelesi de bizim için çok büyük manevi değer taşıyor tabii,ne zaman galata köprüsünde içsek onun manzarasına doyum olmuyordu,kendisini rahmetle anıyoruz-...ne hikmetse herkes şoföre soruyor yine:"nolmuş limana?"...cevap:ben ordan geliorum,orda bişey yok yaaa(!)
şoförün bu tavrından sonra hemen en arka koltuktan cevap geliyor;"bizi böyle giderse ab ye almazlar"...
daha sonra barbarostada da bi taksiye girmenin eşiğinden dönerekte olsa limanı bulabiliyorum...
kıyıya vuran dalgalar otobüs peronlara kadar uzanıyor, çisi şeklinde yağmurlar oluşturuyor ve ben kadıköy iskelesine doğru yürüyorum...ve tam oraya vardığımda seferler iptal ediliyor...buyrun burdan yakın tarzında bir olay daha...artık tek çare üsküdar vapurlarıydı.vapurdayken sigara yakasım geldi ve çakmağımı unuttuğumu farkettim...samsum216 içen bi beyfendiden çakmak rica ettim ve şoka uğradım!!!adam sigaramı zippoyla yaktı.ilk defa gördüğüm bi kombinasyondu:samsun+zippo...bizi harbiden abye alımıcaklar galiba...
esmer garson kız
çapkınlığa iki kişi çıkılır,bunu emreyle dışarı çıktıktan sonra anladım...
işi bitirmiştik yani...
her zaman papaz pilav yemez by fatih terim
yarın elektrik dersinden vizem var.abi elektrik ikinci abdulhamit zamanında gelmiş bu ülkeye.çalışmam gereken o kadar şey varki.taa yıldız sarayının bahçesinin nasıl aydınlatıldığından sınav konularının sonu olan üç fazlı alternatif akım devrelerine kadar...fazla akım verilip ısıdan eriyen teller gibi beynim.bana tek fazlı elektrik geliyor hocam kaldırmıyor şartellerim bu dersi!
olmuyor olmuyor...
hocam sen ne kadar kıyak yaparsan yap.sınava bir a4 sayfasına ne isterseniz onu yazıpta girin de istersen.ben fatih terimden inciler döktürücem o kağıda ve tabii borsa,dolar,euro kurlarını sabah osmanbeyden geçerken sarrafların önünde...
nerde o eski günler...
ya adam çalarken uçuyordu,ya biz çok içmiştik,ya da herikisi..ya adam gözü kapalı çalıyordu,ya biz off çekerken gözlerimiz kapalıydı;ya da herikisi..
nerde o eski mekanlar:express,bacanak...
alkol sınırlarının aşılmasından sonra bigün hiç unutmam diye başlayan hikayelere sinir olurum hep,o kadar içmişsindirki hatırlayamazsın zaten ibne,kimi yiyosun sen!?
bigün hiç unutmam,çiçekten çıktıktan sonra kafalar kıyakken geceleyin tarabyaya ordan da sahil boyunca yürüyoruz.neden bi vasıta bulmadık hala anlamış değilim.arif susam köşemde coşturuyor.burada çoğunlukla bira kaç para abi sorusu sorulur ve hep tekelin satış fiyatı söylenir ve karşıdakinin tepkisi yok ebesinin tarzında olur.çünkü bu sorunun muhattabı köşemin ordaki kayalıklarda büfeden aldığı birayı içer.müzik bedava tabi amk.neyse; düğünün en janjanlı zamanları.bu mekana da girelimmi girmeyelimmi diyaloglarını yaşarken bir anda kendimizi garsonun karşısında buluyoruz.düğün evinden biriymişiz gibi hemen bize arka masalardan bir yer ayarlanıyor ve büyük rakı dahilinde bol mezeli bir sofra kuruluyor.insan bi noktadan sonra ne kadar içtiğini anlayamadığına göre şişe bittikten sonra düğünde oynama faslına geçiliyor.ağır ağır çal davulcu!damat bizi kız tarafı,gelin de erkek tarafı sanarken sahnede bi dönüveriyoruz hemen.oynarken yüzünü ilk defa gördüğümüz çifti de en içten dileklerimizle kutluyoruz tabii.altınımız olsa onu da takacaktık.herkes bizim kim olduğumuzu düşünürken garsonlara da bahşiş bırakmayı unutmadan mekandan sıvışıyoruz.
nerde o eski düğünler
nerde o eski tarabya...
tevfik babaya sonsuz saygı ve teşekkürlerimle...
nazariyat dersi

beşiktaşın boğaz rüzgarını yerken yine bir perşembe sabahı,işletme fakültesine geçmeden üsküdar vapurlarının ordaki büfeye uğruyorum.çayım geldi hemen,şekersiz.sigaram tekel iki bin.hemen aynı anda çoktan tüttürmeye başladığım sigaramı tuttuğum elimden çayımı yudumluyorum;nefesimi geri verdiğimde havada oluşan bulutların,nefesimin buharı mı sigaramın dumanı mı olduğunu düşünüyorum.yaşadığımdan emin değilim heralde.ya da yaşıyordum amaçlarından,isteklerinden bu kadar uzakta olan bir adam ne kadar yaşayabilirse.
her mevsim içimden gelip geçen şarkı gibi uzayıp gidiyor anılar gözümün önünde,yaşları birer birer çekip çıkartarak gözlerimden.makam birden değişiyor,ne zaman duysam kulaklarımda çınlayan hüzzamı..anılar neva eyliyor usta!
ben bu karmaşadan kaçarken yanlış yöne doğru gittiğimi anlayana kadar ince bellim soğumuş.sigaramın dumanı yeterince sarartmış saçlarımı.zaten şarkıların ezgileri de nota olmaktan çok daha başka sorumluluklar üstlenmeye başlamıştı bile.her türlü alternatif anının iğneleyen sancılarından kurtulma zamanı geldi.
git gidebilirsen ekonomi dersine..veya düz devam et galata köprüsüne..
Sebahattin Abi
Sebahattin Abi
diyorum dostum,can ve can yoldaşım
yarın olmayabilirim diyorum
hep diyorum
ama hep varım
sırları dökülmüş bir ayna gibi
dolaşıyorum aranızda
kimi gün kırkıncı yılda yudumlayaraktan biramı
kimi gün şehir kulübünde
ismail abi ve sayenizde dinleyerekten livaneliyi
şimdi evet
evet bu çirkin istanbuldayım
ama gönül diyorum
hep diyorum beş kapılı rancheronun
ışıklar saçan babasıyla
ve can ve can dostumla
elbetteki varım diyorum
tüm küçükkuyu ve çana selam olsun
lütfen senin aracılığınla Sebahattin Abi
